<ÇAĞDAŞ İNSAN-SAĞLIK-2 >


ÇAĞDAŞ İNSAN SAĞLIK SİTESİ-2

Hakkımda

Her şeyin başı sağlık.


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* ANA SAYFA (Çağdaş İnsan)
* YEŞİLAYCI AKTİF İNSAN
* LEZİZ YEMEKLER
* AKTİF YEMEKLER
* DİNİ SİTE
* ÇAĞDAŞ ŞİİRLER
* ÇAĞDAŞ SİTE

Kategoriler

Kategori yok

ARKADAŞLARIM


neseli63
aktifgalatasarayli
neseli59


DİĞER SİTELERİM



SAĞLIK SİTESİ-1

SAĞLIK SİTESİ-3

ŞİFALI BİTKİLER

ŞİFALI BİTKİLER

AKTİF YEMEKLER

LEZİZ YEMEKLER

 TRAFİK CANAVARI

YEŞİLAYCIYIZ-1

YEŞİLAYCIYIZ-2

 ÇAĞDAŞ BİLİM

AY DOĞDU-1

AY DOĞDU-2

 ÇAĞDAŞ SİTE-1

 ÇAĞDAŞ SİTE-2

ÇAĞDAŞ ŞİİRLER-1

ÇAĞDAŞ ŞİİRLER-2

İLGİNÇ VİDEOLAR-1

İLGİNÇ VİDEOLAR-2

GALATASARAY-1

GALATASARAY-2

G.S-FORUM

ERKAMIN SİTESİ-1

ERKAMIN SİTESİ-2

KURTLAR VADİSİ-1

KURTLAR VADİSİ-2

İLGİNÇ RESİMLER

SATRANÇ DÜNYASI

HAYVANLAR ALEMİ
















weblogs




 Arkadaşına tavsiye et!







Free Counter



Sağlıklı yaşam adına beş dakika


Sağlıklı yaşam adına beş dakika

Değerli okuyucu, bugünkü yazımda sağlıklı yaşamın temellerini oluşturan unsurlarından iki tanesine kısaca değinmek istiyorum. Bunlardan bir tanesi beden sağlığı ikincisi ise, ruh sağlığıdır. İkisi de bazı durumlarda karşılıklı olarak birbirlerini doğrudan veya dolaylı olarak etkileyebilmektedir. Örneğin, bazı insanlar ani bir haber aldıklarında tuvalete koşarlar. Bazıları sinirlendiklerinde tansiyonları yükselebilir (asabi tansiyon), eğer şeker hastası ise, kan şekeri yükselebilir (asabi şeker). Demek ki, ruh halimiz bedenimizi (organlarımızı) doğrudan etkileyebiliyor. Bazen de hekimin öngördüğü tüm araştırma ve tetkikler yapılır. Her şeyin normal olduğu söylenir. Ancak, kişinin şikâyeti devam eder. Bu durumda hekim, stres veya psikosomatiktir diyebilir. Psikosomatik (psiko=psikoloji, soma=beden), ruh halimizin bedeni etkilemesi anlamına gelir. Kısaca, psikolojik deniyor. 

Mutlu mu, yoksa haklı mı olmak istersiniz?
Günümüzün insanlarının çoğunluğu, mutlu olmak yerine haklı olma savaşı vermekteler. Yazılı ve görsel basında bunun örneklerini hemen her gün okumakta veya seyretmekteyiz. Cevap hakları (haklı çıkma savaşı) karşılıklı olarak devam edip gidiyor. Esas konu tartışılmaktan çıkmış karşılıklı kişisel açık arama savaşına dönüşüyor... İnsanlar “mutlu olma” savaşını bırakıp “haklı olma” savaşı vermeye başladılar.

Hergün 5 dakika durup düşününüz
Emellerimiz ve hedeflerimiz şüphesiz ki olmalıdır. Bazen, seçilen hedef veya hedefler insanı öylesine kendisine kilitler ki, işte o insan kendi kendisini adeta kilitleyip hapsetmiştir. O hedefinin arkasından koşar da koşar. Çevresinde olup bitenlerin çoğu zaman farkında bile değildir. Farkında olsa bile, umursamaz.  O artık hedefine kilitlenmiş, kendisini hapsetmiştir. Hürriyetini kaybettiğinin (hapis olduğunun) farkında bile değildir. Toplar, biriktirir ve sayar durur. Paylaşmayı ve yardımı çoktan unutmuştur. Kurbanını keser, derin dondurucuda depolar.
Değerli okuyucu, geçen hafta bir dostum ziyaretime geldi. Üzgün, sıkıntılı ve heyecanlı idi. Hayırola dememe fırsat vermeden, koluma girdi ve anlatmaya başladı, “üç gün oldu öğreneli, tüm vücudunu sarmış, hekim çok fazla bir ömrü olmadığını söyledi”, ardından, “günleri sayılıymış artık” dedi. Rahatsızlığını öğrenmeden bir gün önce, ölüm ona çok mu uzaktaydı... Her canlı oluşmaya başladığı anda onun için geri sayım başlıyor demektir. İnsanoğlu için de durum böyle. Anne rahmine düştüğü anda (yumurta döllendiği) geri sayım başlar. Bazen dünyaya gelemeden yaşam son bulur bazen de dünyaya geldikten belli bir zaman sonra son bulur. Ama mutlaka son bulur. Affınıza sığınarak, kendi dünya görüşümden birkaç satır yazmak istiyorum.
Hergün tüm işimi bırakıp  beş dakika düşünürüm ve sorgularım, ne yapıyorum, nereye koşuyorum? Hayatım boyunca kimse ile yarışmadım. Kimseyi kendime rakip görmedim. Kimseyi kendime örnek almadım. Eşitlik yoktur, farklılık vardır. Zor iş olmadığına inanıyorum, zor olan insanlardır. Sıkıntı ve dert yoktur, ders vardır. Öylesine hoş görülüyüm ki, beni çok sabırlı zannediyorlar. Tüm okuyucularımın, bayramını tekrar kutlar sağlıklarının daim olmasını dilerim.

Sağlıklı yaşam için düşünsel kür
 Değerli okuyucu, iki sözcüğün bir araya gelmesi uzun yıllarımı aldı. “Ruh” ve “bekçi” kelimelerini bir araya getirip düşünmeye başladığımda bir kitap yazabileceğimi hiç düşünmemiştim.Yakında “Ruhun bekçileri” adlı kitabımı okuyucuların hizmetine sunacağım. Bu iki kelimede ne var diyebilirsiniz. En basit sorular, en zor olan sorulardır. Sağlıklı ruh yapısı, sağlıklı yaşamın en önemli temel taşlarından biridir. Ben diyorum ki, sağlıklı düşünceler “ruhun bekçileri”dir. Sağlıklı düşünceler insanı terk etmeye başladığı zaman yerini sağlıksız düşünceler alır. Ruh sağlığı bozulmaya başlar. “Bana öyle bir şey söyleyin ki, beni mutlu etsin” diyen çok insan tanıdım. Günümüzün insanı sevgiye ve ilgiye muhtaç kaldı.
Kötü düşünmek kişinin kendisine zarar verir.  Olumsuz bir olay veya durum karşısında yargılamaktan veya yargıç olmaktan sakınınız. Konuları tartışırken yargılamadan ve yargıç olmadan tartışabiliyorsak, ruhun bekçilerini harekete geçirerek sağlıklı yaşam için gerekli ve şart olan düşünsel  kürü uygulamış oluruz. Kapatmadan son bir kür daha, şartlarınız ne olursa olsun, kesinlikle gıybet (dedikodu) yapmayınız. Gıybet, ruh sağlığını bozar. Gıybetin yapıldığı ortamları sessiz ve yorumsuz kalarak terk ediniz. Sır yoktur, çünkü paylaşılmaz.

 

Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu.Bitkilerle gelen sağlık



Tarih: , 25/12/2008
Yorum (0) | Bağlantı

Prof. Dr. Hulusi Behçet

 

                                           Prof. Dr. Hulusi Behçet

 

Hulusi Behçet, 20 Şubat 1889 tarihinde İstanbul'da doğmuştur. Tıp öğrenimini 1910 senesinde tamamlamış ve 1914 Temmuzuna kadar Gülhane Dermatoloji Kliniğinde Eşref Ruşen, Talat Çamlı ve bakteriyolog Reşat Rıza hocaların yanında asistan olarak çalışmıştır. 1914 Temmuzunda Kırklareli Askeri Hastanesi başhekim muavinliğine tayin edilmiş ve daha sonra 1918'e kadar Edirne Askeri Hastanesinde dermatoloji uzmanı olarak çalışmıştır. 1918 Ağustosunda evvela Budapeşte'de, sonra Berlin'de Charité Hastanesinde çalışmış ve 1919 Ekiminde yurda dönmüştür.1

Hulusi Behçet, bir müddet serbest çalıştıktan sonra 1923'te Hasköy Zührevi Hastalıklar Hastanesi Başhekimliğine tayin edilmiş, 6 ay kadar burada çalıştıktan sonra Guraba Hastanesi dermatoloji uzmanlığına nakledilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan ve soyadı kanunu kabul edildikten sonra, Cumhuriyetin kurucusu M. Kemal Atatürk'ün arkadaşlarından olan babası Ahmet Behçet'in, parlak ve çok zeki anlamına gelen ve adı olan Behçet'i soyadı olarak almıştır. 1933 senesinde Üniversite Reformunda Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniğine profesör seçilmiştir. Hulusi Behçet, Türk akademisinde profesör unvanını alan ilk kişidir.1,2

Hulusi Behçet dermatolojide bir çok konuyu ayrıntılı bir şekilde incelemiştir. 1920 yılından itibaren çeşitli dernek toplantılarında ve bazı yazılarında deri layşmanyazında (şark çıbanı) çivi belirtisi bulunduğundan bahsetmeye başlamıştır. O dönemin önde gelen deri hastalıkları uzmanlarından biri olan Dr. Abimelek,3 Hulusi Behçet'in çivi belirtisi tanımını şöyle nakletmektedir: "Önce bir nodül ortaya çıkar. Bu nodül ülserleşirse üzerinde bir krut gelişir. Bu krut altına sıkı bir şekilde yapışık olup, kaldırılması güçtür. Kaldırıldığı zaman zemininde aynen diskoid lupus eritematozusta olduğu gibi kruta dik olarak çıkan veya kopan, her biri yaklaşık olarak 2 mm çapında çivi şeklindeki uzantılar görülür. Çivi belirtisi klinik tablonun patognomonik bulgularıdır ve histolojik tabloya da yansır. " Bu dönemde deri layşmanyazında Kyrle ve Reenstierna histolojik çalışmalar yapmışlarsa da, Hulusi Behçet'in ısrarla üzerinde durduğu çivi belirtisinden bahsetmemişlerdir.3,4

Bunun dışında, yine o yıllarda, ülkemizdeki arpa uyuzları konusunda çok sayıda yazı yazmıştır. Hatta yurdumuza ait parazitlerin tür ve cinslerini de saptamıştır.1 Karadeniz kıyılarında arpa çuvallarını taşıyan hamalların arpa uyuzuna yakalanmamak veya tedavi amacıyla sık sık denize girdikleri şeklindeki gözlemini sonraki yıllarda yazdığı ders kitabında belirtmiştir.

1930'da davetli olarak Kopenhag'da yapılan dermatoloji kongresine katılan Hulusi Behçet, yine 1930'lu yıllarda incir dermatitleri üzerinde durmaya başlamıştır. Senelerce ham incir dermatiti üzerine çalışmak ve yazı yazmak suretiyle bu dermatozun Balkanlarda ve nihayet Fransa ve Amerika'da tanınmasını sağlamıştır. İstanbul'da ilkbahar ve yaz aylarında incir ve incir yaprakları ile ilgilenen şahıslarda, sonbaharda ise incir ürünleriyle ilgilenen kişilerde meydana gelen, biri diğerinden farklı iki klinik tabloyu senelerce gözlemiştir. Bir çok klinik tabloyla karışabileceği için incir dermatitlerini, ülkemizde tanınması için önce 1933 yılında Pratik Doktor adlı dergide yayınlamıştır. Daha sonra çeşitli olguları dermatoloji derneği toplantılarında sunmuş,5 en sonunda da Fransız Dermatoloji Derneği Bülteninde yayınlamıştır.6

Sağdaki resimde Hulusi Behçet 1934 yılında bir Kongre için gittiği Nice'te görülmektedir. Bu tarihte Behçet sendromu henüz tanımlanmamıştır ama Hulusi Behçet'in kendinden emin, büyük işler başarmış hali açıkça görülmektedir.7 Bu tarihten iki yıl sonra, Behçet hocayı zamanın en önemli dermatoloji dergilerinden biri olan "Dermatologische Wochenschrift"in yazı kurulunda görüyoruz. Aynı yıl Medizinische Welt'in yazı kuruluna da seçilmiştir. Bu önemli görevlere bilgisi ve güvenilirliği sayesinde geldiği herhalde tartışılamaz.

Hulusi Behçet, 21, 7 ve 3 yıl takip ettiği üç hastada ağız ve genital bölgede aftöz belirtiler, gözde de çeşitli bulgular bulunduğunu gözler ve bunun yeni bir hastalık olduğuna inanır. 1937'de bu görüşlerini "Dermatologische Wochenschrift" de yazar ve aynı yıl Paris'te Dermatoloji toplantısında sunar. Bu toplantıda hastalığın etyolojisinde, dental bir infeksiyonun da neden olabileceğini bildirir. 1938'de bu konuyla ilgili daha detaylı bir yazıyı yine aynı dergide yayınlar. Aynı yıl Dr. Niyazi Gözcü ve Prof. Frank benzer semptomları içeren iki olgu daha yayınlarlar. Arkasından Avrupa'dan yeni bildiriler de gelir. Böylece Avrupalı doktorlar yeni bir hastalığın varlığına karar verirler. Oftalmologlar Behçet hastalığını kabul etmeye başlarlar, ancak dermatologlar bu yeni hastalığı ısrarla inkar ederler. Bu tablonun pemfigus, ulkus vulva akutum, dermatomiyozit, Neumann'ın aftozisi, eritema eksudativum multiforme ve benzerlerinin semptomları olduğunda üstelerler. Bu olaylar sürerken Dünyanın diğer yörelerinden bazı yeni olgular daha bildirilir. Bu yayınların sonucunda bütün dünya yeni bir hastalıkla yüzleştiğini en sonunda kabul etmek zorunda kalır. 1947'de Zürih Tıp Fakültesinden Prof. Mischner'in Uluslararası Cenevre Tıp Kongresinde yaptığı bir öneriyle, Dr. Behçet'in bu buluşu "Morbus Behçet" olarak adlandırılır. Böylece daha başlangıçta Behçet Sendromu, Trisymptom Behçet, Morbus Behçet adlandırmalar ortaya çıkar.

Bu hastalığın tıp literatürüne geçmesine katkısı olanlar arasında Niyazi Gözcü, Iggescheimer, Murad Rahmi, İrfan Başar, Naci Bengisu, Marchionini, Braun, Obendorfer, Weekers, Reginster, Franchescetti, Jensen Tage, Sulzberger ve Wise gibi isimleri unutmamak gerekir.

Onun araştırma, yazma ve tartışmaya olan merakı entelektüel bir karakter olmasını sağlamıştır. Uzmanlığın ilk yıllarından başlayarak bir çok ulusal ve uluslararası kongrelere orijinal makaleleriyle katılmış, ülkemizde ve yurtdışında bir çok makalesi de yayınlanmıştır. Ünlü Alman Patoloğu Prof. Schwartz, onu ülkesi haricinde her yerde bilinen birisi olarak tasvir ederken, onu asla Türkiye'de bulamazsınız çünkü araştırmalarını yurtdışında sunar demiştir.2

Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniği Arşivi adındaki dergiyi ölüm tarihine kadar yayınlamıştır. Bu dergi 1934'ten 1947'ye kadar Türkiye'deki Dermatoloji organı görevini sürdürmüştür.1

En büyük Türk dermatoloğunun anlatmaya çalıştığım yaşam öyküsünden de anlaşıldığı üzere, Hulusi Behçet, Behçet hastalığının tanımlanmasından önce de Hulusi Behçet'ti. Kendisini saygıyla anıyoruz.

Prof. Dr. Yalçın TÜZÜN
İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
Dermatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Kaynaklar

  1. Yemni O. Ord. Prof. Dr. Hulusi Behçet. Deri Hast Frengi Arş 1964; 1: 58-59.
  2. Saylan T. Life story of the Dr. Hulusi Behçet. Yonsei Med J 1997; 38: 327-332.
  3. Abimelek. Cilt leischmaniose'ları hakkında münakaşa münasebetile. Deri Hast Frengi Kl Arş 1934; 1: 283-284.
  4. Nuri K. 42 adet Wright çıbanını hamil bir vak'a münasebetile Wright çıbanlarında muafiyet ve bazı mülahazalar. Deri Hast Frengi Kl Arş 1934; 1: 297-299.
  5. Behçet H. İncir dermatitleri hakkında. Deri Hast Frengi Kl Arş 1934; 1: 300-302.
  6. Behçet H. Dermatite de Figue et Figuier. Bull Soc Fran Derm Syph 1933; 40; 787-792.
  7. Yazıcı H. Hulusi Behçet Yağmacı Değildi. Cumhuriyet Bilim Teknik 2 Ocak 1993.

                       http://www.hulusibehcet.net/behcet.htm


Tarih: , 3/5/2008
Yorum (0) | Bağlantı

BEHÇET HASTALIĞI

                   

 

 

           BELİRTİLER

Ağız Yaraları (Aftlar)

Ağız yaralarına hemen hemen her hastada rastlanır. Bununla birlikte % 1-3 gibi az bir kısım hastanın ağızda yara şeklinde bir belirtiyi hiç göstermeksizin, sendromun diğer belirtilerini gösterdiği de bilinir. Bu yaralar genellikle sendromun ilk belirtisi olmaktadırlar. Diğer belirtiler ortaya çıkmadan yıllarca yalnız aft yakınması bulunan hastalar seyrek değildir. Behçet'te ağız yaralarının büyük çoğunluğu, sık gözlenen bir hastalık olan tekrarlayıcı aftlardan ayırt edilemez ise de, çok sayıda olmaları ve daha sık nüks etmeleri gibi farklılıklar vardır. Behçet'teki aftlar genellikle ayda bir veya birkaç kez tekrar eder ve birkaç gün ile bir hafta içinde iyileşirler. Sayıları birkaç tane olup, zaman zaman ağrı hissine yol açabildiklerinden hastanın beslenmesini zorlaştırabilirler.

Cinsel Bölge Yaraları (Genital ülserler)

Cinsel bölge yaraları küçük, deriden kabarık kırmızılık veya sivilce halinde başlar, ve bunu çabucak, zımbayla delinmiş gibi görünümde ve yavaş iyileşen yaranın gelişmesi izler (Soldaki resim). Bu yaralar hemen hemen her zaman yerlerinde iz barıkarak iyileşirler. Sağdaki resimde bir yara sonrası kalmış iz görülmektedir. Cinsel bölge yaraları aftlara kıyasla, sayıca daha azdır ve daha uzun sürede iyileşirler.

   Behçet sendromunda cinsel bölge dışında da benzer yaralar gözlenebilir. Koltuk altları, kasıklar gibi büyük kıvrım yerlerinde, sivilce şeklindeki belirtilerin patlamasıyla ortaya çıkan bu tür yaralara hastalarda zaman zaman rastlanabilir.

Deriye Ait Belirtiler

   Behçet sendromundaki deri belirtileri üç tipe ayrılabilir:
(i) kırmızı ve ağrılı yumrular şeklindeki belirtiler;
(ii) sivilce benzeri belirtiler;
(iii) deri damarlarının hastalanmasıyla ilgili belirtiler.

* Yumrulu Belirtiler:

Genellikle birdenbire ortaya çıkan, yuvarlak veya oval, fındık ile ceviz arasında değişen büyüklükte, parlak kırmızı, duyarlı, ağrılı belirtilerdir. Bazen bir toplardamarı izliyormuş görünümde sertlikler geliştirebilirler. Özellikle bacaklarda yerleşirler. 10-15 gün içinde, yara haline dönmeden, bazen yerlerinde hafif bir leke bırakarak iyileşirler.

* Sivilce Benzeri Belirtiler:

Mikropsuz cerahatli sivilceler şeklinde görülürler. Ense, sırt, yüz, göğüs, kollar ve bacaklar, kalçalar, kasıklar ve cinsel bögede yerleşirler. Olguların % 60-85'inde gözlenir. Görünüm açısından diğer nedenlerle meydana gelen sivilcelerden hiç bir farkları yoktur. Bu nedenle ancak hastalığın başka belirtileri de varsa tanı açısından değer taşır.


Paterji (Derinin Özgün Olmayan Reaksiyonu)

Bu test, Behçet sendromlu hastanın önkol derisine steril bir iğne batırılarak yapılır. Reaksiyonun oluşabilmesi için iğnenin dermis adı verilen katmana kadar girmesi gereklidir. 24 saatte belirginleşip 48 saatte maksimum olan reaksiyonda önce kırmızı bir halka ile çevrili, 1-2 mm'lik bir kabarıklık belirir. Öyle kalabildiği gibi çoğu kez 1-5 mm'lik bir steril cerahatli sivilce haline döner. Yandaki şekilde böyle bir reaksiyon görülmektedir. Türk Behçetlilerde özgüllüğü ve duyarlılığı oldukça yüksek bir test olarak kullanılabilmektedir. Türkiye, Japonya ve diğer Akdeniz ülkelerinde pozitiflik oranının % 50-80 olmasına karşın, İngiltere ve Amerika'da pozitifliğe pek rastlanmaz. Test erkeklerde kadınlara kıyasla daha şiddetlidir, ancak paterji pozitifliği ile hastalığın klinik şiddeti arasında bir ilişki yoktur.

Göz Belirtileri

En önemli organ tutulmalarından biri olan gözdeki iltihaplanma hastaların yarısında tespit edilir. Gözde kanlanma ve bulanık görme şeklinde kendini gösterir. Erkeklerde ve genç kişilerde göz hastalığı daha sık ve seyri daha ağırken, kadınlarda ve yaşlılarda ise daha seyrek ve daha hafiftir. Göz belirtileri, değişik şekillerde olabilmektedir. Yandaki resimde okla gösterilen, hastalığın ilk tanımlanan bulgularından biri olan hipopiyon'dur. Göz tutulması bulunan hastaların ancak % 10-20'sinde körlüğe kadar gidebilen ağır bir seyir söz konusudur.


Eklem Belirtileri

   Hulusi Behçet, bu sendromu tanımladıktan bir sene sonra, 1938'de hastalarında romatoid ağrılardan bahsederek ilk kez eklem tutulmasını da bildirmiştir. Behçet hastalarının hemen hemen yarısında görülen eklem tutulması hastalığın ana yakınma ve bulgularından bir tanesidir. Bu tutulma eklem ağrısı şeklinde olabileceği gibi, daha sıklıkla eklem şişmesi şeklinde karşımıza çıkar. Bu durum ortaya çıktığı zaman eklemde ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı olmasına rağmen kızarıklığa pek rastlanmaz. Tutulan eklemler, en sık dizler olup onu sırasıyla ayak bileği, el bileği ve dirsek takip eder. Şekil bozukluğu pek yapmaz ve genellikle 1-2 hafta içinde kendiliğinden iyileşir.

Damar Belirtileri

   Behçet sendromunda toplardamarların tutulması sık, atardamarların ise seyrektir. Tromboflebit genelde hastaların dörtte birinde ve hemen hemen her zaman erkeklerde görülürken kadınlarda çok seyrek gözlenir. Bacakta şişlik şeklinde kendini gösterir. En sık olarak yüzeyel veya derin tromboflebit şeklinde karşımıza çıkar. Özellikle bacaklardaki tromboflebit uzun sürdüğü zaman zor iyileşen bacak yaralarına neden olur.

Sinir Sistemi Belirtileri

   Hastalarda şiddetli baş ağrısı, çift görme, kol veya bacaklarda uyuşukluk, kuvvetsizlik, dengede güçlük gibi yakınmalar olabilir. Merkezi sinir sistemi tutulması düşük oranda görülür.

Mide-barsak Belirtileri

   Karın ağrısı, ishal gibi belirtiler görülebilir. Barsaklarda yaralar olabilir. Türkiye'de Behçet'li hastalarda oldukça seyrek görülür. Bu tür belirtiler, Japonya'da sıktır.


Hazırlayanlar: Yalçın Tüzün, Sebahattin Yurdakul

                     http://www.hulusibehcet.net/behcet.htm


Tarih: , 3/5/2008
Yorum (0) | Bağlantı

İHTİSAS HASTANELERİ LİSTESİ


Tarih: , 3/5/2008
Yorum (0) | Bağlantı

KANSER TEDAVİSİNDE BİR İLK.

 

KANSER TEDAVİSİNDE BİR İLK.

 

Dünyada bir çok gelişmiş ülke kanserin aslında bir mikrop oldugunu kabul etmiştir. Dolayısıyla kanserin ümmünolojik sistemi hastalığı oldugu kaçınılmazdır. Tüm immün hastalıkların tedavisi gerçek anlamda nasıl tedavi ediliyorsa kanser tedavisine de aynı şekilde yaklaşılmaktadır. Karaciğer üzerinden yapılacak organik asit destekli tedaviler en iyi Sonucu vermektedir. Kanser mikroplarının insan bedeninde tahrip ettigi ilk nokta genetik hasara sebebiyet vermekte ve hücresel döngüyü şaşırtmaktadır. Bu şekilde bir sistem degişikliği oluşmaktadır. Bozulan sistem yalnızca karaciğer tarafından üretilen asitler sayesinde düzeltilebilir.

    Bitkisel Özel Karışım Kanser tedavisinde en son gelişen önemli noktalardan bir tanesidir.   Bitkisel Özel Karışım genetik ve hücresel bozuklukların tamirinde rol oynar. Arastırmacı Herbalist Adnan Akar tarafından geliştirilen ve Op. Dr Ömer Gürer gözetiminde tavsiye edilen tamamen naturel ve bitkisel bir çalışma olan    Bitkisel Özel Karışım Kanser ve kanser türlerinde, Dünya da ve Türkiye de en yüksek tedavi başarısı olan bir kombinasyondur.


      BİTKİSEL ÖZEL KARIŞIM: Amerika, Rusya ve Çin başta olmak üzere, Dünyanın bir çok ülkesinden ve ülkemizdeki Alternatif Kanser Tedavi metodları incelenerek, bazı bitki, kök ve çiçeklerin 3 kez distilasyon edilip, belli aşamalarda fermantasyona uğratılmış, tekrar bitki, kök ve çiçekleri üzerinde çözücü olarak kullanılmış, aynı-safa tentür ile de desteklenmiş kombinasyonlarla, bitkilerdeki ana renklerin, özellikle asetik yapılarının ve uçucu yağlarının hedef alındığı, çok katlı bir çalışmadır.

        BİTKİSEL ÖZEL KARIŞIM bedene uygulandığı andan itibaren bedenin tüm savunma sistemlerini güçlendirilerek insan bedeninin kendi kendini onarabilme kapasitesini arttırır. Kanser ve karaciğer kökenli tüm hastalıklarda elde edilen  en iyi sonuç insanin bizzat kendi sisteminden yola çıkılarak uygulanan tedavi yöntemidir.     BİTKİSEL ÖZEL KARIŞIM yenilenmiş ve güçlü karaciğer oluşturarak birçok hastalığın yine ancak karaciğer tarafından tedavi edilebileceğinden yola çıkılarak üretilmiştir.     BİTKİSEL ÖZEL KARIŞIM Kimyasal veya Sentetik hiç bir katkı maddesi içermemektedir. Tek başına uygulanabilindiği gibi, klasik kanser tedavileri ( Cerrahi, Kemoterapi, Radyoterapi) öncesinde veya bu tedavilerin sonrasında da kullanılabilinir.   Bitkisel Özel Karışım Hastanın yaşı, hastalığın türü, hastalığın evresi, o güne kadar gördüğü diğer tedaviler gibi etkenler incelendikten sonra hastaya özel uygulanan kombinasyon çalışmadır.

 

http://www.kanserdesifresi.com/?gclid=CJ3j68CLhZMCFQPf1Aode0l90w


Tarih: , 1/5/2008
Yorum (0) | Bağlantı

<- ÖNCEKİ SAYFA | SONRAKİ SAYFA ->